• ANA SAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • GÜNCEL
  • ONLINE İŞLEMLER
  • ŞUBELER
  • BİBEM
  • HUKUK

Seninle Bir Dakika...


Uzm. Dr. Rıdvan Şahin
Ataşehir Atatürk ASM
Semiha Yankı’nın ‘Seninle Bir Dakika’ şarkısı hepimizin belleğine yerleşmiş bir klasik olarak müzik tarihimizde yerini almıştır.
 
Yıllardır çeşitli sıkıntılarla beklenmiş bir sevgiliyle geçirilen bir dakikanın nasıl tüm acıları unutturabildiğini anlatan son derece romantik bir şarkıdır bu.
 
Acaba aynı şarkıyı ülkemizin saha hekimi ve hastası arasındaki ilişkiye uyarlasak bu kadar içimizi heyecanlandıracak bir şeyler yakalayabilir miyiz?
 
‘Seninle Bir Dakika Umutlandırıyor Beni..’
 
Sahiden örneğin bir Sağlık Ocağında, bir Semt Polikiliniğinde, Aile Sağlığı Merkezinde hatta hastanelerimizin polikliniklerinde, kimi zaman sadece birkaç dakika sürüveren bir hasta hekim karşılaşması neler düşündürürdü bize?
 
‘Ohh ne güzel bir dakikada rpt mi yaptım döner sermayeme döner kattım. Ne büyük mutluluk.’ diye mi düşünürdü hekim?
 
Ya da ‘Ne hoş hiç beklemeden bir dakikada ilacımı yazdırıverip çıktım. Ne mutluluk’ diye mi ayrılırdı hasta?
 
Eğer sağlık sistemimizde hasta hekim ilişkisi bu tür bir dakikalık mutluluklara dönüşmeye başlarsa bu sahiden ülkemiz için umut verici bir durum olarak mı algılanmalı?
 
İnsanoğlu ödülü ve ödüllendirilmeyi sever. Performans yönetimi çağımızda pek çok sektörde verimliliği artırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. Başarının kriterleri doğru olarak belirlendiğinde ve başarı bu kriterlerle ödüllendirildiğinde sahiden çalışanların motivasyonunu ve verimliliği arttıran bir ödüllendirme haline de dönüşebilir.
 
Acaba sağlık hizmetlerinde de bir performans yönetimi uygulanabilir mi?
 
Neden olmasın? 
 
Ama acaba başarı kriterlerimizi nasıl oluşturacağız? Ödülleri hangi hedeflere yerleştireceğiz?
 
Örneğin bir ay boyunca her gün 150 hasta görüp her hastasına ortalama bir kaç dakika ayırmış olan bir hekime mi en yüksek ödülü vereceğiz?
 
Yoksa günde 10 hipertansiyon hastasının veya 5 diyabetlinin hayatını değiştirebilecek ‘performansı’ göstermiş hekime mi?
 
Ya da uzak bir köydeki bir gebenin, onun doğacak bebeğinin hayatını kurtaracak takipleri yapana mı?
 
Peki buradaki başarıyı nasıl ölçeceğiz?
 
Evet zor iş bu ölçüm kriterlerini belirleyebilmek.
 
Otomotiv sektöründe örneğin performans yönetimi sağlık sektöründen çok daha kolaydır.
 
O ay satılan araç sayısına bakıp bir ‘performans’ kriteri oluşturabilirsiniz.
 
Ama sağlık sektöründe işler hiç de bu kadar kolay değildir.
 
Hatta tersine bir işleyiş söz konusudur. Siz bir hekime hastasına birkaç dakika ayırdığı için en yüksek ödülü verirseniz, bu ödülün ne kadar bir tür ‘sağlık hizmeti’ verimliliğine ‘yöneldiği’ hep kuşkulu olacaktır.
 
Ama daha kötüsü tüm ortalamayı ‘o yöne’ çekecektir.
 
Peki o zaman olmuyor bu iş biz eski haline dönelim mi diyelim?
 
Ama ‘performans kriterlerinin’ olmadığı ‘devlet memurluğu’ anlayışı da biz sağlık çalışanlarını biraz tembellikte ve verimsizlikte ortaklaştırıyordu. Çalışana da çalışmayana da kendisini geliştirene de geliştirmeyene de aynı ‘eşit’ muamelenin yapıldığı uygulama da herkesi 1300-1500 maaş alan devlet memurlarına dönüştürüyordu. Çalışsan da çalışmasan da bankamatikten çekilen o standart maaş hepimizi verimsizlikte ‘ortaklaştırıyordu’. Çalıştığımız kurumların ‘dışına’ itiyordu. Sahiden yeni arayışlara girmek gerekiyordu ülkemizde. 
 
Sağlık Sektöründe performansa dayalı uygulamaya başlanacağını duyduğumda açıkçası hem sevinmiş hem de heyecanlanmıştım.
O dönem bu tür performans uygulamalarının sağlık ortamımda çürümeye neden olabileceğini söyleyip buna karşı çıkan kişiler de az değildi. Ama ben bu ‘değişimi’ sevmiştim açıkçası. Ama aradan kaç yıl geçti. Şimdi bakıyorum da duruma üzülüyorum. Biraz da mahcup oluyorum o dönemler ‘performansa HAYIR!’ diyen dostlarıma.
 
Tamam kabul zor iş sağlık sektöründe ‘performans kriteri’ oluşturabilmek.  
 
Ama bence her devrim gibi bu süreçte o devrimin çocuklarını çoktan yedi bitirdi.
 
İş tamamen otomotiv sektöründeki başarı kriterlerine döndü.
 
Sağlıkta Dönüşüm Programı kendi doğasındaki bazı özelliklerden dolayı hastanın hekime ve ilaca daha kolay ulaşabilmesini sağlıyordu. Ama ülkedeki sağlık çalışanlarının sayısını birden arttırmak olası değildi. O zaman tek çare eldeki insan kaynağının çok daha fazla çalışması, çalıştırabilmesiydi. İşte performans kriterleri öncelikle bunu hedefledi. Ancak ne yazık ki bu ‘nicel’ hedefin batağında da çakıldı kaldı. Niteliğin yani kalitenin geliştirilmesi yönünde araştırmacı ve kendini sürekli geliştiren bir çizgiye gelemedi.
 
Popülizm sağlık alanında yapılacak değişimlerin önündeki en büyük engellerden birisidir. Performans uygulamaları da ‘politik populizmin’ dümen suyunda çok kısa bir sürede yozlaştı.
 
2007 seçimleri bu konuda önemli bir noktadır. İktidar partisinin aldığı yüksek oy oranı ve bu başarıda sağlık alanında yapılmış olan icraatların payının yüksekliği aslında pek çok kişide istatistiksel bir ‘körlük’ yaratmıştır. Kuşkusuz bu sonuçlar politikacıları büyülemiştir. İstatistiğin o büyüleyici rakamları gerçekleri gizleyip, politikacının gündemini süslemiştir. Polikilinik sayılarındaki artış büyük bir başarı olarak ilan edilirken, performans yönetimi yüzünü kızartmadan günde 150 hasta gören ve pratikte hastasına birkaç dakikadan fazla zaman ayırmadığı çok aşikar olan hekime en büyük ödülü vermiştir. İşte bu durum performans yönetiminin o yenilikçi, o ‘devrimci’ yanının ölüm ilanından başka bir şey değildir. 
 
Bu hizmetin ‘kalite’ açısından değerlendirilmesi ise unutulup gitmiştir. Kimse bu şekildeki bir performans yönetiminin hekimin hastasının sağlığını geliştiremeyeceğini ama çok kısa sürelerde reçete adı altında ilaç firmalarına bolca fatura üreteceği gerçeğini söyleyemez hale gelmiştir.
 
Yeniden başa dönelim:
Sahiden Sağlık Sektöründe bir ‘performans yönetimi’ olabilir mi sizce?
Ben hala olur diyorum.
Ama sahiden ödül nerede?
En maliyet etkin çalışan hekime mi?
Hastasına vakit ayırıp onun hayatını değiştirebilen hekime mi?
En çok aşı yapana mı?
Sigara bırakma eğitimi yapana mı?
4 saat polikiliniğini bırakıp köydeki bir gebeye gidene mi?
Kime?
Yoksa dakikada bir rpt sayısını ‘poliklinik sayısı’ gibi gösteren zihniyete mi?
Biliyorum zor iş bir ‘kriter’ oluşturmak.
 
Ama neden olmasın? Ancak öncelikle kolaycılıktan ve ekonomik olarak sürdürülmesi imkansız polikacının populist dümen suyundan çıkarılmalıdır performans yönetimi. Nicelikten çok ‘niteliği’ geliştirmeyi düşünmeli ve bu konuda sürekli gelen geri bildirimlere göre kendisini yenilemelidir.
Ödüllerin konacağı noktalar çok iyi belirlenmelidir.
Başarının ödülü sadece çalışırken değil ömür boyu olmalıdır. Çalışırken başarı göstermiş bir hekim en doğal en insani hakkı olan dinlenme dönemi olan emekliliğinde de bu başarının ödülünü hala alabilir olmalıdır. Çalışanların en doğal hakkı olan kanuni yıllık izinlerinde gelirleri düşmemelidir. 
Aynı dumansız hava sahası gibi ‘rpt’siz bir doktor odası’ neden olamıyor ülkemde? Bugünkü bilişim teknolojisinin olanaklarında bu o kadar da zor bir şey olmasa gerek. Hekim o zaman hasta görebilir hale gelir. Rpt hem performans kriterlerini muğlaklaştırıyor hem de hekimleri ve daha da önemlisi yurttaşları eski alışkanlıklarına yaklaştırıyor.
‘Sevmek bir ömür sürer’
Böyle diyor Semiha Yankı’nın şarkısı. Umarım bu özlem ömür boyu sürmez bizler için. Koruyucu hekimliğin kaliteli bakımın eğitimin kendini geliştirmenin maliyet etkinliğin ‘iyi hekimlik’ olarak değerlendirilip ödüller aldığı günleri ölmeden görürüz umarım.
‘Seninle bir dakika’ zihniyeti
Umut ve mutluluk değil utanç vermeli biz hekimlere.
 
DİPNOT:
Semiha Yankı’nın nostaljik eurovizyon görüntüsüne buradan ulaşabilirsiniz.
Meraklıları için aşağıda kendimin hazırladığı başka bir video-klip var. Bir göz atın isterseniz.
 
Dr. Rıdvan Şahin
Geri Dön 451 0 06 HAZ 2016
Yorumlar yükleniyor...
 http://egprn.org/  http://vdgm.woncaeurope.org/  http://euprimarycare.org  http://euract.eu  http://globalfamilydoctor.com  http://http://equip.dudal.com/